2010 yılında sahnelenen ilk oyunum “Afacanlar İzci Kampında” 24 ocak 2010 Pazar akşamı saat:20:00 da Konak Kültürevindeydi. Oyun ile ilgili izlenimlerim ve fotoğraflar aşağıdadır.
Benimle ilk çalışmalara başladığında hepsi de okuma yazmayı öğrenmemişti. Hatta daha okulöncesi eğitim hayatlarına da başlamamışlardı. İlk gurup çalışmalarıydı drama. Ve ilk çalışmalarda birlikte çember olmayı bile başaramıyorduk. Şimdiyse sahneye alışmış, tiyatronun seyirciye yapılan bir iş olduğunun ayırdına varmış minik oyuncular vardı sahnede. Hepsi de sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirdiler. Üstelik sahneye çıktığımız bu oyun toplam altı Cumartesi çalışması, iki de oyun öncesi prova olmak üzere toplam sekiz adımda çalışıldı.
Kuklalarını kendileri yaptılar. Çoraptan, peluş oyuncaktan ve pet şişeden. Kumaşlarla hikayelerinin geçtiği mekanları tasarladılar. Kendileri kukla oldu. Tipler yarattılar. Beş haftalık süreçsel drama çalışmalarının ardından tamamen kendi yaratımları hikayelerini oluşturdular. Konak ve Altınşehir gruplarım bu yazı çok verimli geçiriyor. Aşağıda son çalışmanın içeriği ve değerlendirmesi bulunmaktadır.
Isınma aşamasında kukla gibi hareket ederek çalışmaya başladık. Yerlere gazete kağıtları bıraktık ve müzik bittiğinde boşta kalan arkadaşımız oyuncu, gazetelere basan arkadaşlarımız kukla oldu. Oyuncu kuklalar ile konuştu. Hem oyun oynadık, hem de oynarken rol yaptık. (devamı…)
04/10 Mayıs tarihleri arasında Mavi Balon-Çağdaş Eğitim Vakfı sahnesinde onaltı oyun ve bir atölye çalışmasının yer aldığı festival amacına uygun bir biçimde devam ediyor.
Öncelikle üniversite tiyatroları ve mezuniyet sonrası amatör tiyatro oluşumlarını misafir eden Uludağ Üniversitesi Oyuncuları bu yıl pek çok açıdan önceki festivali yukarı taşımayı başardı. Öncelikle seçilen oyun ve gruplara bakıldığında Üniversite Tiyatrolarının popüler çizgiden uzak seçim yapabilme lüksünü ıskalamaması ve seyirci düzey ve kaygısı gütmeksizin seçimlerini yapması; izleyicisini yukarı taşımak ve U.Ü.O.’nun entelektüel algısını geliştirmek adına önemlidir. Bursa’da öncü yada deneyen tiyatro yapılarının da azlığı dikkate alındığında Bursa için de sonuçları hemen ölçülemeyecek ciddi bir kazanımdır bu festival.
Festivale dair sevindirici bir diğer durum da yoğun seyirci ilgisi. Her oyunun merdivenlerde dahi izleyicisi olması Görükle de bir sahne seçimi ve etkili tanıtım ile açıklanabilir. Umarım önümüzdeki yıllarda da bu seyirci ilgisi devam eder.
Festival programı: http://uuo.uludag.edu.tr/festival.htm
13 Nisan 2009, Pazartesi
İki sezon önce Konak Kültürevinde sahnelemeye başladığımız ve ırkçılık meselesini, çizgi film tekniğinde kukla ile işleyen Bizden Değilsin, Devlet Tiyatrosu repertuarına kabul edildi.
Yazdığım bir oyunu ilk defa başka bir kadrodan izleyeceğim. İlk defa yurtdışında bir tiyatro festivaline katılacağım. İlk defa yazar kimliği ile ortalarda dolaşacağım. Oyunu oynayan kadro ile ilk defa bu festival sayesinde tanışacağım. İlk defa Afrika kıtasına ayak basacağım. Öyle işte…
…
Bu ilklerden hangisi ile başlamalı bilmiyorum. En iyisi cümle sırası ile…
Oyun benim yazdığımdan ve ilk sahnelenişinden çok daha farklı. Tunus’ta ilk oyunu izlerken yabancı bir oyunu izliyor gibiydim. İsimler tanıdık, replikler aşina ama oyun başka… Neyse ki bir tiyatro olayının yönetmen merkezli bir durum olduğuna inanıyorum. Bu yüzden oyunuma yabancı kalma durumu ben de bir şaşkınlık yaratsa da sorun yaratmadı. Kaldı ki ortaya çıkan oyun kalitesi ile altına rahatlıkla imza atılabilecek bir oyun olmuş. Ama gerçek şu: Oyunun başarısı yönetmen ve oyunculara ait. İlk defa kendi oyunumu böyle bir kadronun oynamasını şansım olarak görüyorum.
Defalarca oyun oynamış, seyirci baskısını almaya alışmış biri olarak ilk defa o kadar insanın zamanına, orada olmasına dair sorumluluğu üstümde ağır bir şekilde hissettim. Benim için oyunculuktan çok daha farklı, çok daha fazla bir ağırlıktı.
Seyircinin, oyunun sonuna kadar nefesini tutarak oyunu takip etmesi oyunun akıcılığından mı, yoksa seyircinin kendini baskı altında hissetmesinden mi bilemiyorum. Belki de her ikisi birden. Fakat ilk oyunda net olan seyircinin farklı olana verdiği olumlu tepki.
Oyundan sonra konuştuğum bazı izleyenler oyunu sinema gibi bulduğunu söylerken, bizim sinemasal anlatım konusunda denediklerimiz ile ilgili olumlu bir geri bildirim oldu bu bizim için.
Aşağıdaki yazım yeni yazdığım ve Mart ayında izleyici karşısına çıkacak Kat Altıbuçuk isimli oyunum ile ilgilidir. Bu yazı tamamen kendi kişisel arşivim için oluşturulmuştur.
“Kat Altıbuçuk” un ortaya çıkışı tamamen tesadüftür. Şahinkaya Lise tiyatro topluluklarım ile bir asansör doğaçlamasında sınırlarımızı ne kadar zorlayabilir, yaratıcılığımızı nereye kadar konuşturabiliriz derken başladı hikayenin macerası. Asansördeki ‘yedi’ insanın kimler olduğu ve asansöre binmeden önce yaşadıkları tamamen lise öğrencilerimle birlikte gerçekleştirdiğim çalışmaların ürünüdür. (devamı…)
Beş yıl önce askerde kaleme aldığım, ilkin Özgürtürk Çalık ile birlikte Mustafakemalpaşa Belediyesi Bölge Tiyatrosunda sahneye koyduğumuz “İki Bavul Dolusu” bu sezon Erzurum Devlet Tiyatrosunda sahnelenmeye başlıyor. Oyunda emeği geçen herkese başarılar dilerim.
İki Bavul Dolusu (Çocuk Oyunu)
Yazan: Nedim Buğral
Yöneten: Hakan Yavaş
Yönetmen Yardımcısı: Mehmet Yıldız
Dekor Tasarım: Hakan Dündar
Giysi Tasarım: Suzan Kara
Işık Tasarım: Eser Dursun
Müzik: Selçuk Yılmaz
Dans Düzeni: Sezai Yılmaz
Asistan: İrfan Kılınç
Sahne Amiri: Murat Yayla
Kondüvit: Çiğdem Kaplan
Suflör: Serkan Ay
Işık Kumanda: Taner Çakıroğlu
KASIM AYI OYUN PROGRAMI - ERZURUM DEVLET TİYATROSU
Aşağıdaki oyunum halen oynamaya devam ettiğimiz Bizden Değilsin’in ilk sahnesidir. Irkçılık, ayrımcılık meselesinin köpekler ve maymunlar üzerinden tartışıldığı hikaye de çizgi film tekniği ile sahneleme anlayışı öne çıkmıştır. Metnin tamamına ulaşmak isteyenler bana nedimbugral@gmail.com adresinden ulaşabilirler.
1.SAHNE
Bebe : (Gerinir) Sabah olmuş. Uykumda yine harika bir rüya gördüm. Etrafımda bir sürü muz vardı. Onları izlerken başım dönüyordu. Canım istedikçe muz yiyordum. Ne güzel bir rüyaydı. Keşke hiç bitmeseydi.
Hareket : Bobo’nun yanına gider. Bobo’yu her dürttüğünde 2. Oyuncu önündeki vurmalı müzik aleti ile bir tık sesi çıkarır. Bu durum birkaç defa tekrarlanır. Buradaki esler sonunda herkes Bobo’nun birden bağırarak uyanacağını bekler. Oysa son derece sakin ve şirin gözüken bir uyanma söz konusudur.
Bobo : Hıım. Sen misin Bebe?
Bebe : Hadi Bobo uyan artık sabah oldu.
Bobo : Demek sabah oldu. Biraz daha uyuyamaz mıyım?
Bebe : Olmaz Bobo. Benim karnım çok acıktı. Hadi uyan artık.
Bobo : Peki peki kalkacağım birazdan.
Bebe : Dün gece bir sürü rüya gördüm Bobo.
Bobo : Rüya mı gördün?
Bebe : Evet. Bak sana en güzelini anlatayım. Ben bir adaya gidiyordum. Adada bir sürü muz vardı ve sanki hepsi benim etrafımda dans ediyorlardı. Ben de canım istedikçe muz yiyordum.
Bobo : Şu anda dolabımızda da bir sürü muz var. Ve yine canının istediği kadar yiyebilirsin evlat.
HAREKET : 1. Oyuncu ve 2. Oyuncu enstrümanlarını çalmaya başlar. Ardından aşağıda sözleri yazılı olan şarkıyı söylerler. Kuklalar dans eder ve arada sırada muzlar da dansa katılır. Burada çizgi filmlerdeki müzikal sahneler gibi bir etki hedeflenir. (devamı…)
Aşağıdaki oyunum 6 yaşındaki anaooukulu öğrencilerinin veya ilköğretim okulu ilk sınıf öğrencilerinin sahneleyebileceği bir oyundur. Oyunumun tamamına ulaşmak isteyenler nedimbugral@gmail.com’den bana ulaşabilirler.
1.SAHNE
Aşçı Şirin : (Önündeki pastanın tadına bakar.) Biraz şeker, biraz da çilek ekledim mi harika bir pasta olacak.
Obur Şirin : (Bir süre sonra sahneye girer.) Hımm harika kokuyor, pasta pişti mi?
Aşçı Şirin : Hayır daha pişmedi.
Obur Şirin : Ne zaman hazır olur?
Aşçı Şirin : Biraz sonra pişireceğim.
Obur Şirin : (Biraz bekler.) Pasta daha hazır değil mi?
Aşçı Şirin : Hayır! Biraz beklemelisin.
Obur Şirin : (Biraz bekler.) Pasta daha hazır değil mi?
Aşçı Şirin : (Kızarak) Lütfen biraz sabırlı olur musun?
Obur Şirin : Ama daha pişmedi mi?
Aşçı Şirin : (Elindeki kepçe ile Obur’u kovalamaya başlar.) Ben şimdi gösteririm pastayı.
Obur Şirin : Şirin Babaaa.
(Biri kovalayarak, öbürü de kaçarak sahneden çıkar.)